Uğur Tatlıcı ile Söyleşi (Bölüm 1)

ugur_tatlici_ile_soylesi_bolum_1_h270.jpg

Mehmet Salih Tatlıcı’nın 2009 yılındaki vefatından bu yana sular bir türlü durulmak bilmedi. Rahmetli işadamının son arzularını hazmedemeyen ve bu arzularının gerçekleşmemesi için ellerinden geleni yapan bazı mirasçılar, Mehmet Salih Tatlıcı’nın ikinci eşi ve ondan olan oğluna dava üzerine dava açtılar. Bu miras davaları ile ilgili merak edilenleri Uğur Tatlıcı’ya sorduk…

Babanız vefat edeli yaklaşık 4 yıl oluyor ve miras davaları halen devam ediyor. Bu davaların süreci konusunda biraz bilgi verebilir misiniz?
22 Şubat 2013 tarihi babamın vefatının 4. yıldönümü olacak. Yani dediğiniz gibi hemen hemen 4 yılı doldurmuş bulunmaktayız. Bu miras davaları esasında babam vefat etmeden önce başladı diyebilirim çünkü babamın akraba evliliği yaptığı ilk eşi Bedriye hanımdan olma oğlu Mehmet, babam vefat etmeden 3 hafta önce –o henüz hastanedeyken- avukatlarına miras davalarının takibi ile ilgili vekaletini vermişti. Aradan geçen dört yılda ne oldu derseniz; bol bol dava, ceza şikayeti ve ihbar dışında neredeyse hiçbir şey olmadı diyebilirim.

Bu miras davalarının sonuçlanması ne kadar sürecek?
Türkiye’deki adli yargı sisteminin işleyiş hızını hepimiz biliyoruz. Standart bir borç alacak davası dahi 2 ila 3 yıldan önce tamamlanamıyor. Duruşmalar en erken 3-4 ay sonrasına atılıyor. Şu anda onlarca derdest hukuk davamız var mirasla ilgili. Bazı davalar sonuçlandıktan sonra açılacak yeni davaların da olduğunu düşünürsek, en iyimser tahminle bile 20 yıldan önce bu davaların tamamen sonuca ulaşacağına ihtimal bile vermiyorum.

Bu gerçekten çok uzun bir süreç. Peki bu davaların kısa yoldan bir sulh ile çözülmesi mümkün değil mi?
İnsanlar konuşa konuşa anlaşırmış. Ancak gördüğüm kadarıyla bu her zaman mümkün olamayabiliyor. Herkes iyi niyetle bir çözüme ulaşmak ister fırsatçılık yapmazsa, bir sulhle davaları çözüme kavuşturmak tabi ki mümkün. Esasında ortada bir pazarlık konusu da yok bana göre. Ben ve annem, babamın son arzularının gerçekleşmesini istiyoruz. Ne bir kuruş eksikte ne de bir kuruş fazlada gözümüz var. Buna ek olarak, diğer mirasçıların babamın vefatından sonra onun aziz hatırasına yaptıkları saygısızlıklar, iftiralar ve karalamalar için de önce babamdan, sonra da annemden kamuoyu nezdinde özür dilemeleri gerekiyor. Ne rahmetli babam, ne de ona 42 yıldır gözü gibi bakan ve sevgiyle hizmet eden annem bu saygısızlıkları hak ediyor.

Babanızın son arzularına göre tüm mirasını siz ve annenizin alacağı söyleniyor. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?
Kesinlikle doğru değil. Kamuoyunun düştüğü en büyük yanılgılardan birisi de budur. Medeni Kanunumuz bazı kanuni mirasçılara belirli haklar tanımış. Buna göre, vefat eden bir kişi mirasının tamamında dilediği gibi tasarrufta bulunamıyor. Mirasbırakanın mirasında serbestçe tasarrufta bulunabileceği oran sınırlı ve buna “tasarruf nisabı” deniyor. Mirasbırakanın tasarruf edemediği ve mirasçıların her halükarda hakkı olduğu kısma ise mirasçılarının “saklı payı” deniyor. Bizim durumumuzda da aynı şey söz konusu. Yani saklı paylı diğer mirasçılar babamın mirasından saklı payları oranında mutlaka yararlanabiliyorlar.

Bu durumda, babanızın Vasiyetnamesine göre kim ne oranda miras payı alabilecek?
Rahmetli babam vefat etmeden 20 yıl önce bir vasiyetname düzenlemiş ve bu vasiyetnamesinde mirasının tasarruf nisabını ben ve annem lehine kullanmış. Babam noterde düzenlediği vasiyetnamesinde özetle ve mealen şunu söylemiş: “Ey Ahmet ve Ey Ali, siz bana yanlışlar yaptınız. Evimi basıp üstüme yürüdünüz ve beni ölümle tehdit ettiniz. Babanıza karşı yükümlü olduğunuz evlatlık vazifelerini ihlal ettiniz. Bu nedenle sizi mirasımdan ıskat ediyorum. Fakat çocuklarınızın mirasımdan saklı payları oranında faydalanmasını istiyorum. Ey Mehmet, sen de yıllar boyu iyi bir evlat olmadın fakat Ahmet ve Ali kadar da beni üzmedin. Bu nedenle seni ıskat etmiyorum ve mirasımdan saklı payın oranında faydalanmanı istiyorum.”

Peki o zaman sorun tam olarak nedir? Madem herkes payını alabilecek, neden onca davalar açıldı?
Esasında davaları biz değil diğer mirasçılar açıyorlar. Hatta bununla da yetinmeyip asılsız suç duyurularında bulunuyor, bu asılsız iddialarının gazetelerde sekiz sütuna manşetten haber yapılmasını sağlayarak annem ve beni itibarsızlaştırmaya ve ötekileştirmeye çalışıyorlar.
Bu saldırılarının iki nedeni var: Esas nedeni maddi, yani mirastan aslan payı koparmak. Bir diğer nedeni ise anneme, yani babamın ikinci eşine karşı duydukları tarifi mümkün olmayan kin ve nefret. Bugüne dek onların talebi üzerine bir takım sulh görüşmeleri yaptık ancak hiçbiri sonuç vermedi çünkü talepleri akıl dışı olduğu kadar, babamın son arzularını da hiçe sayar türdendi. Bu nedenle sulh görüşmeleri hiçbir sonuca ulaşamadı. Mehmet Tatlıcı’dan sulh teklifleri ara ara geliyor. Bu tekliflerin tamamının gazetede sekiz sütuna attırılan manşetlerin hemen peşinden gelmiş olması eminim ki büyük bir tesadüften (!) başka bir şey değildir. Bu felsefe ile hareket ettikleri sürece de bu davada bir sulh mümkün görünmüyor.

Bu davalar yaşamınızı ne yönde etkiliyor?
Diğer mirasçıların bazıları gibi ben bu miras konusunu tam zamanlı bir iş olarak görmüyorum. Hayatımı minimal düzeyde etkiliyor diyebilirim. Son derece bilgili ve işine sahip bir hukukçu kadromuz var. Zaman zaman toplanıp gelişmeleri tartışır, stratejilerimizi belirleriz. Geri kalan işleri onlar takip ederler. Ben de diğer işlerime bakarım. İlk zamanlar az da olsa bir bocalama devri geçirdim çünkü bir anda çok üzerimize gelindi. Suç duyuruları, sessiz telefonlar, baskınlar, sekiz sütuna manşet asılsız haberler vs. Ancak çok kısa süre içerisinde toparladık.
Esas önemli nokta, bu kavganın hayatınızın bir parçası olduğunu kabullenmek. Bunu başardığınız anda bana göre mücadelenin yüzde 90’ını kazanmış oluyorsunuz. Diğer mirasçılar bizleri -tabir i caizse- dize getirmek için her yolu deniyorlar. Zorla güzellik olmaz derler. Bu tutumlarını değiştirmedikleri sürece bu miras davaları hiçbir yere varamaz. 20-25 yıl daha aynı filmleri tekrar tekrar görmeye devam ederiz.

Dışarıdan görüldüğü kadarıyla bu çok büyük bir kavga. Hiç tehdit edildiniz mi?
Asılsız suç duyurularını, üzerimize atılan iftiraları, gazetelere yaptırılan sekiz sütuna manşet haberleri eğer bir şantaj veya tehdit unsuru olarak değerlendirecek olursak, evet 4 yıldır sürekli olarak tehdit ve taciz ediliyoruz. Bunun dışında başka bir şekilde somut tehdide maruz kalmadık. Son zamanlarda bazı sessiz telefonlar almaya başladık ve bunlarla ilgili gerekli yasal işlemleri de başlattık.

Sizin de bahsettiğiniz gibi, yazılı basında bu miras davası ile ilgili birçok haber çıktı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
“Siz sade bir vatandaş olarak ne düşünüyorsunuz?” diye sorsam sanırım bu sorunun en güzel cevabını vermiş olurdum. Bu miras davası Türkiye’nin genelini ilgilendiren bir konu değildir. Fakat her ne hikmetse (!) zaman zaman büyük gazetelerin ana sayfasında sekiz sütuna atılan manşetlerle kamuoyunda küçük düşürülmeye çalışılıyoruz. Buz dağının görünen kısmıdır bu. Esas amaç bana göre mahkemeleri etki altına almaktır. Basit bir örnek vereyim: 31 Aralık 2012 günü 3 büyük gazetede eş zamanlı olarak yaptırılan haberin birkaç hafta sonra yapılacak miras davası duruşmaları ile ilgili olması ne kadar büyük bir tesadüf (!) değil mi? Hatta ve hatta, duruşmanın hakiminin isminin de bu haberde zikredilmesi daha da büyük bir tesadüf (!) olsa gerek.
Tatlicigercekleri.com web sitesinde bununla ilgili bir kronolojik çalışmamız yer alıyor. Basında çıkan haberler ile duruşmaların kronolojisini etüt ettik ve basında yer alan haberlerin neredeyse tamamının önemli duruşmalardan önce olduğunu gördük. Bu konuda yapacak fazla bir yorumum yok. Görünen köy kılavuz istemez.

Bu haberlerin sistemli bir şekilde yaptırıldığını mı söylemek istiyorsunuz?
Dünyada dördüncü kuvvet medyadır. Ama bazen de ele geçirilmesi en kolay olan kuvvet de bu olabiliyor. Bununla ilgili somut örneklerim dahi var. İsim vermeden belirtmekte sakınca görmüyorum. Bundan yaklaşık bir yıl önce, Türkiye’nin belli başlı bir medya grubundan bir muhabir bize ulaştı ve dilersek miras davaları hakkında bir röportaj veya haber yapabileceğimizi bildirdi. Masumane bir teklif olduğunu düşünerek kabul ettik. Ancak hemen arkasından bu konuyla ilgili bir takım “masrafları” olacağını ve bunların karşılanması gerektiğini bildirdi. Hatta rakam dahi telaffuz etmiş, 15.000 dolar gibi bir talebi olacağını belirtmişti. Nezaketen, konuyu düşünüp kendisine cevabımızı bildireceğimizi söyledik ve uğurladık. Cevabımız zaten belliydi. Bu görüşmeden kısa bir süre sonra aynı muhabirin aleyhimizde ve asılsız bir haberi gazetede çıktı. Buna benzer bir olayı birkaç ay önce yine yaşadık. Refleksimiz aynı oldu.
Dördüncü kuvvet ülkemizde zaman zaman ne yazık ki böyle kötü bir işlev de üstlenebiliyor.  Her meslekte kötüler var; gazetecilik mesleği de istismara açık bir meslek. Kötü doktor, kötü öğretmen yok mu? Kötü gazeteci de var. Buna bizzat şahit olmuş birisi olarak, diğerlerini de tenzih etmek kaydıyla üzülerek söylüyorum.
Herşeye rağmen adalete, hakim ve savcılarımıza biz her zaman güvendik. Onların böylesine basit hatta -tabirimi bağışlayın- adi yöntemlerle etki altına alınabileceklerine hiçbir zaman inanmadık. Tabi insan yine de üzülmeden edemiyor.

Devam edecek…

Haber Kaynağı: Tatlıcı Gerçekleri

Gerçekler

1 Reply to “Uğur Tatlıcı ile Söyleşi (Bölüm 1)”

  1. Atilla KIRGIZ dedi ki:

    mehmet tatlıcı hk
    gemisinde çalıştım tereke davasında dilekçem var borcum yok demiş avukatları kabul etmedi yalan söylüyorlar yoksa ne işim var firma kapandı olsun ben alınterimi istiyorum saygılar keşke bir duyan olsa da hakkımı alabilsem

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top